Su Yalıtımı  | Doğa; durağanlıktan, tekdüzelikten hoşlanmaz. Rüzgarı, güneşi, sıcak lavları, soğuk buzulları, yağmuru, ırmakları ve tüm diğer güçlerini kullanarak değiştirip; yeniler kendini. Doğa değiştirmek, şekillendirmek ve yenilemek isterken; insan, ister büyük piramidi inşa etsin ister kendi mütevazı evini ortaya koyduğu eserin kalıcı olması amacını güder. Bu amacına ulaşabilmesi için meydana getirdiği eseri doğanın değiştiren, şekillendiren güçlerine karşı korumak zorunda olduğunu da çok iyi bilir. Su, belki de doğanın en yaratıcı ve yok edici gücüdür. Yaratıcıdır; uzun yüzyıllar boyunca sabırla işleyerek yarattığı muhteşem büyük kanyonu ya da kapadokya bölgesini gördüğümüzde onun yaratıcı gücüne hayran oluruz. Öte yandan korkunç selleri, yıkıcı yağmurları, güçlü dalgaları bizi onun yok edici gücüyle karşı karşıya getirebilir. | | Yüzlerce yılın deneyimi insanoğluna şunu öğretmiştir; bir yapı inşa ettiğinde, onu suyun ve nemin yıkıcı gücüne karşı korumak zorunludur. "Duvarı nem insanı gam yıkar" atasözü bu deneyimin en açık ifadelerinden biridir belki de. Bu nedenle insan; yapılarını suyun ve nemin yıkıcı etkilerinden korumak için sürekli çözümler aramıştır. |  |  | 21. yüzyılda bu arayış daha büyük önem taşımaktadır. Günümüz mimari tasarımları daha işlevsel ve estetik mekanlar elde edebilmek için daha az eğimli hatta düz çatıları tercih ediyor. Bunun yanı sıra gelişen teknoloji de yapıları suya karşı korumanın önemini artırdı. Günümüzde çok büyük yatırımlar yapılarak, bilimsel sanat eserleri olarak adlandırılabilecek mühendislik yapıları inşa ediliyor. Adaları birbirine bağlayan dev asma köprüler, su altı tüp geçitleri, metrolar,demiryolu köprüleri, her türlü tüneller, dev boyutlarda barajlar, sulama kanalları, kanalizasyon sistemleri ve boyutları insanın başını döndüren gökdelenler gibi. Bu yüksek maliyetli yapıların işlevlerini en az 40-50 yıl sürdürmesi gerekiyor. Bunu sağlamanın en önemli yollarından biri de bu yapıları doğanın yıpratıcı etkilerine, özellikle de su ve neme karşı dayanıklı kılmak. | Bundan dolayı su yalıtımı tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük önem kazanmıştır, 17 Ağustos depreminde temeli; kalın, sağlam görünümlü demir ve betonla atılmış olmasına rağmen yerle bir olmuş binalar bize suyun ne denli yıpratıcı olabileceğini gösterdi. Temeli sağlam atılmış olmasına karşın su yalıtımından yoksun olan bu binalar ıslak bir zeminde zamanla ciddi bir yıpranma ve çürümeye uğrayarak sağlamlıklarını tamamen kaybetmişlerdi. Bu ihmal binlerce insanımızın ölümüyle sonuçlandı. Uzun sözün kısası, her türlü yapının suyun yıpratıcı ve yıkıcı etkisine karşı korunması yaşamsal önem taşımaktadır. |  | |